Bölüm 1

Vakti vaktinde varmıştı acının ve özlem dolu hayatın. Cehenneme adeta selam veriyordu bahar kokulu bataklık gülü. Sümbül bülbüle sevda çekmiş, gülü kıskanıyordu aslında acı dolu hayattan habersiz.

Vakit güneşin tam tepede olduğu saatlerdi. Bir valiziyle sürgün kışlasına ilk adımını atmıştı. Hava ne soğuk, ne de sıcak denilebilirdi. Kuşların terk ettiği mezarın ve kanın kaynarcasına insanları içine aldığı, acı ve kanlı bir cehennem; şimdi acemi er Ertuğrul’a açılıyordu. Zebanilerin kanlı ellerle ve alevli gözlerle cehennem vadisinde ilk ayak sesleri duyulmaya başlıyordu. Nizamiyede tüm valiz ve üzeri didik didik aranıp incelendi. Ayrıca koğuşta da diğer askerler tarafından bir kez daha aranmış ve bazı eşyalarına el konulmuştu. Neredeyse birer takım çamaşır ve çorapla kalakalmıştı. İlaçlarını dahi elinden almışlardı. Öylece koridorda kalakalmıştı. Yazıcı ve revirci sorgu sual memuru gibi soru yağmuruna tutmuş, sonrasında da bir sürü belge imzalatmıştı.Nereye, hangi yatağa yatacaktı ve nasıl olacaktı her şey?  Peygamber ocağından öte cezaevine girer gibiydi. Hava, bina, kişi ve muameleler tamamen doğasına tersti.
 

Yazar: __ ”Biliyorum, size tam manada Ertuğrul’u tanıtmadım, çünkü sizin ilerleyen zamanlarda onu daha yakında ve detaylı tanımasını istedim.”

Anlatıcı: __ “Aslında bir nebze tanındı sayılır Ertuğrul. Vukuatsız ve oldukça formda birisi. Sadece hayatın cilvesi böyle cereyan ettiği için bu diyara düşmüştü.”

Korku imparatorluğu karanlık diyarın semalarına düşmüştü. Bilinmez bir tartışmanın körüklenerek yerini şiddete bırakması zalimleri zulme itmişti. Ertuğrul geleli henüz bir saat olmamıştı ki, halihazırda erlerin hışmına uğramıştı. Sigara istemişler, darp edip eşyalarını talan etmişlerdi. Akşama doğru birkaç kişiye nerede kalacağını, hangi dolaba yerleşeceğini sorduğunda ise yine aşağılanmış ve azar yemişti. Nasıl bir yere düşmüştü? Helâda onlarcası sigara ve uyuşturucu iciyordu. İnsanî hiç bir şey söz konusu değildi. Bir asker ağır adımlarla ilerledi, bir dolap açıp düzenledi. Sonra ayakta öylece darp edilmiş, valizi talan edilmiş vaziyette bekleyen Ertuğrul’a yaklaştı. Kendini takdim edip elini uzattı ve; “Hoş geldin!” Dedi. Şaşırmıştı. Bu cehennemde iyiler olamazdı. Kendisinden biraz daha uzun, esmer ve kına kaşlı genç, onu iyi karşılamıştı. Valizini alıp dolaba doğru ilerledi. Hafifçe ama acı dolu bir gülümsemesi etrafın hiddetini biraz olsun yumuşatan sohbeti başlatmıştı.

__ “Tekrar hoşgeldin! Ben Ömer, Ağrı’lıyım. Sen onlara aldırma. İyi birisine benziyorsun. Burada ne işin var senin?”

__ “Bilmiyorum.” Başka da bir şey diyemedi Ertuğrul. Ömer söze devam etti.

__”Burası benim dolabım. Dolap sıkıntılı is burada. Bir süre beraber kullanalım. Birazdan kumandan da gelir zaten.”

 

Anlatici: __”Sabah olmuyordu. Gün bir türlü geçmek bilmiyordu. İlk gece korku ve edirginlikle ilerliyordu. Başlamıştı ilk askerin sorduğu soruyu kendine sormaya. ‘Neden buradayım?’ Nereye, neden düştüğünü anlamaya çalışıyordu. Bulunduğu kışla hakkında söylenenler pek iç açıcı şeyler değildi. Hırsızlık, gasp, uyuşturucu ve alkol tuketimi, kavga, azar, yalan, dolandırıcılık, aşağılama, küfür, her ne berbat şey varsa bu bataklıktaydı.”

 

“Kalemin yazmaz oldu sevgili yarim. Seni özler durur bu gönül. Hasretinle yanmakta bu gönül. Geçmiyor bir türlü günler. Alışamıyorum her nedense ne buraya ne de yokluğuna. Hep yalnız, hep yabancıyı ben burada…” Hatıratına acı nağmelerle ilk mısraları döktürüyordu. Zaman bursa asla geçmeyecek gibiydi.

Sabah içtima ile ilk zorlu ve acımasız anları da başlıyordu. Eğitimler oldukça ağır ve acımasızcaydı. Hava soguktu, insanlar ve komutanlar, hatta kuş ve nebatatlar bile soguktu. Yürekler buz tutmuştu. İnsafsızca uzerine geliyordu bu cehennemde var edilmiş kaa dünya. Sorguya çekmeyen kalmamıştı. Burada hayatın asla geçmeyeceğinin kanaatine varmıştı Ertuğrul. Kimseye maalesef ki güveniyordu. Olanaklar çok kısıtlı ve zordu. Zamanla anlatacaktı kendisiyle beraber nicelerinin de heba olduğuna şahit olacaktı.
 

Sabah güneşim, cantanem;

Yine sabaha seninle, hayalinle uyandım. Gönlüm hep seninle burada, yaklaşık bir haftayi geride bıraktık. Şu an bedenim titriyor sana bunları yazarken. Dün benim nöbetimden sonra olmaması olay gerçekleşti. Nöbet yerinde acı bir vukuat vuku buldu. İki nöbetçi arasında başlayan tartışma kanlı son bulmuştu. Biri diğerini boğarak öldürmüştü. Bu durumun ceremini de yine tüm askerler çekmek zorunda kaldı. Acil müdahale timi maalesef olaya geç müdahalede bulunmuştu. Nöbet arkadaşını acımasızca katleden katil ise cezaevine gönderildi. Söylencelere göre ikisi de nöbet esnasında uyusturucu almıştı. Durumu devriye atan ekip fark etmiş. Acı olayı bu şekilde kaleme almıştı hatıratında Ertuğrul.

 

Güneşli bir gündü ama hava hâlâ buz gibi soğuktu. Yalnız başına yemekhaneye giderken eşinin siması, gül yüzü aklına düşmüştü. Eşinin kahvaltı hazırladığı anları, birlikte geçirdikleri güzel günleri yâd ediyordu. Aniden etraf karardı, sarsıntılar sarmıştı tüm bedenini. Ürperti dolu eşinin sûreti oracıkta kaybolup gitti. Bu anı ikinci kez yaşıyordu. Başkentte de aynı böyle olmuştu. Bir saat ambulans beklemiş ve maalesef gelmemisti de Land Rover ile götürülmüştü revir denilen birime ve kimseler ilgilenmemisti. O anlar da beyninde yıldırım gibi çalmıştı.

 

Kendine geldiğinde yine özgür mahkûm olduğunu kavradı. Sürdünde darbe yemiş bir mahkûm gibiydi. Toplama kampında mahzun duruşuyla koşturuyordu. Yine nöbet ve uykusuz geçen gece onu bekliyordu. Nice hayatların bitip tükenilmesine şahit oluyordu. Baskı ve korku rejiminde ötekileştirilen bir cehennem diyarıydı burası.

Günler sonra denetim memurları kışlaya gelmişti. Bilindiği gibi eksikleri bulup kışlanın düzenini değil, askerlerin durumunu denetlemeye başlamıştı. Ertuğrul’u Teğmen yanına çağırıp sıkıcı birkaç sual sormuştu. Sırasıyla birkaç er ismi verip durumları hakkında Ertugrul'un bilgisine başvurmuştu. İlk ismi duyduğunda tanışmamış ama sonra Teğmen; “Hani bordo diyorlar ya…” diye ipucu verince jeton düşmüştü. Ertuğrul derin bir nefes aldıktan sonra ilk geldiğinde Bordo denilen erin ona neler yaptığını anımsar oldu. Ardından başladı teker teker anlatmaya…

Bordo, gerçek ismi meçhul olanlardan. Ailesi ayrı ve kendisini reddetmekte. 20-21 yaşlarında saldırgan yapılı bir delikanlı. Yüreği saglam, gözü kara bir genç. Bes yıl hapis yatmış. Askerlik sonrası yedi yıl daha yatmak üzere cezaevine gönderilecek. Sicili kabarık birisi. Hırsızlık, gasp gbi suçlar onun için olağan şeyler. Babasını kasten yaralama sucundan yargılaması devam etmekte…

 

Zalim, acı hayatların bir başka  keder timsali. Babasını öldürme sucundan, annesine ve kız kardeşine tecavüz suçundan yargılanmış. Cezası ağır. Sivil mesleği kuaförlük. Evli ve iki çocuk babasıdır. Babasını esine tecavüz ederken yakalamış ve oracıkta öldürmüş. Anne ve kız kardeşini de fuhuş yaptıkları iddiasıyla kendi yöntemiyle tecavüz yapıyor olarak görüp yargılamış ve cezalandırmış. Defalarca dile getirdiği bir ahdi var. İlk fırsatta anne ve bacısını ve de eşini öldürmek. Çocukluğu acılarla geçmiş. En yakın dostu abisini vurmuş. Babasinin uyuşturucu ve hırsızlık suçlarını üstlenip hapis yatmış. Merhamet duygusunu tamamen kaybetmiş azılı bir zalim âdeta kendisi.

 

Delican, ailesiz ve yetim büyümüş bir delikanlı. Hiç bir günü yok ki, kavgasız ve vukaatsız geçsin. Uyuşturucu batağına düşmüş bir başka genç. Sivilde şoför ama 23 aydır askerde ve 70 günü daha var. Sürekli ceza alan birisi. Durumu vahim…

Acısız, acı duymayan ve gözü kara bir genç. Bir an olsun uyuşturucu içmeden duramayan birisi. Her gece uyuşturucu eşliğinde kendisini jiletleyen psikopat tipli erlerden biri. Her türlü işkenceye rağmen acı duymayan ve işkenceden zevk alan garip bir tip aslında. Acısız lakabıyla tanınan uzun boylu, mavi gözlü bir delikanlı.

Bu ve bunun gibi daha niceleri cereyan etmişti. Teğmen sonunda Ertuğrul’u serbest bırakmıştı. Genellikle bu kışlaya gelen askerin çoğu vukuatlı idi. Arada Ertuğrul gibi masum gelenler ise ya heba oluyor, ya gönderiliyor bir süre sonra ya da buradaki genele ayak uyduruyordu.

Rating: 5.0/1
Counters: 312/0/3 | Added by: jungnet | Author: Soğuk Cehennem | Mevlüt Baki Tapan
Total comments: 0
Yorum:
avatar